Mehmet Akif Ersoy
Mehmet Akif Ersoy
Sıra soru cevap kısmına geldiğinde çok sayıda dinleyici arasından bir bayan mikrofonu eline aldı ve şunu sordu; “Bana öyle iki şey söyleyin ki, eve gidince oğluma da anlatabileyim ve ona da faydalı olabileyim” dedi.
Bu estantene, cuma günkü yazımızda bahsettiğim ve geçtiğimiz hafta sonunda konuşmacı olarak katılacağımızı duyurduğum Milli Şairimiz Mehmet Akif’le ilgili programda gerçekleşti. Soruyu soran hanımefendiye; “Oğlum büyüyünce -Mehmet Akif gibi adam ol- demeniz için size iki örnek vereyim” dedim.
Konuyu buraya taşımazın nedeni ise verilen örneklerin hepimizi yakından ilgilendiren bir yönü olması.
Ahde vefa nedir, mertlik nedir, verilen sözü tutmak nedir, adam gibi adam olmak nasıl bir şeydir, bu tür siyasetçilerimiz olsa ülke ne halde olurdu sorusuna emsal teşkil etmek için…
Hangisinden başlayayım bilmem ki…
Milli Şairimiz Mehmet Akif’in “ben bu yemini etmem” dediği olaya geçmeden önce küçük bir hatırlatmada bulunmak yerinde olacak. Mehmet Akif hem Osmanlı gizli servisi Teşkilatı Mahsusa üyesiydi, hem de dönemin en etkili partisi İttihat Terakki’nin bir mensubuydu.
Gizli servis elemanı Akif…
Birinci Dünya Savaşı başladıktan kısa bir süre sonra M. Âkif Berlin’e gitti. Savaşta müttefikimiz olan Almanya, 1915 yılı ortalarına doğru, savaş sırasında İngiliz, Fransız ve Rus ordularından aldığı esirler arasında Müslümanlar olduğunu fark etti. Bu esirleri ayrı kamplarda topladı. Bu kamptaki Müslüman esirlere propaganda amacıyla iyi muamele ediliyordu. Hatta Müslüman esirlerin ibadet etmesi için bir cami inşa edildi.
Almanlar, Müslümanların lideri olan Osmanlılara bu esirlere karşı izledikleri tutumu göstermek için bir heyeti ülkelerine davet ettiler. Böylece Osmanlı halifesi, yeryüzündeki bütün Müslümanları koruyan ve onların haklarını savunan kişi gibi takdim edilecekti.
Berlin’e gidecek heyet, o zaman Osmanlının haber alma ve casusluk örgütü olan Teşkilât-ı Mahsusa tarafından özenle seçildi. Bu yolla esirlerden cephelerde olan biten hakkında bilgi almak da amaçlanıyordu. Teşkilat, Berlin’e gidecek heyete Akif’in de katılmasını İttihat Terakki Hükümetinden istedi. Çünkü Mehmet Akif teşkilatın aktif bir üyesiydi. Heyetin başkanlığına da Akif getirildi.
Şimdi gelelim yazıya başlık olan yemin konusuna. Akif’in İttihat Terakki’ye ilk girişi ilginçtir. Mehmet Akif II. Meşrutiyetin ilânından dört gün sonra o günlerde “Cemiyet-i Mukaddese” denilen İttihat Terakkiye katıldı. Akif’in örgüte katılma nedeni ülkenin gidişatına seyirci kalmadan içeriden katkıda bulunmaktı. Tıpkı Milli Mücadele başlar başlamaz Ankara’ya geçip Anadolu’yu adım adım dolaşması gibi.
Kandilli Rasathanesi Müdürü Fatin (Gökmen) Hoca, Mehmet Akif’i İttihat Terakkiye’ye götürmüş ve ünlü katılma töreninden geçirerek üye yapmak istedi.
Fatin Hoca katılma törenini bizzat yönetti. Kurallara göre, İttihat Terakki hakkında bilgi verildikten sonra sırların korunması ve emirlerin yerine getirilmesi için gerekli yeminin yapılmasına sıra geldi. Kurala göre cemiyete katılacak kişi silaha ve Kuran’a el basarak yemin edecekti. Mehmet Akif yemin etmeden önce yemin metnine göz atınca; “Cemiyetin bütün emirlerine kayıtsız şartsız uyacağım” şeklinde bir ifadenin yer aldığını gördü. Buna hemen itiraz etti. “Ben ancak, akla ve vicdana uygun olan emirlere uyarım. Mutlak söz veremem” diyerek yemin etmeyi reddetti. Akif’in bu itirazından sonra İttihat Terakki Cemiyetine girecek olanlara Akif’in teklif ettiği şekliyle yemin yaptırılmaya başlandı.
Ders olsun…
İşte tam bu noktada, günümüzün en çok tartışılan konularından birini oluşturan parti içi demokrasiye muhakkak vurgu yapmak gerekiyor. Siyasetçiler liderlerin akla, mantığa, ülke çıkarlarına uymayan talep ve beklentilerine boyun eğmek zorunda mıdırlar?
Soruyu yönelten hanımefendiye; “Yapılan haksızlıklara karşı çocuklarınıza dik durmayı öğretin” dedikten sonra, ikinci örnek olarak şunu anlattım. Verilen örnek açıklama yapmayı gerektirmeyecek çarpıcılıkta olduğundan, “vay be, günümüzde böyle insanlar kaldı mı” diyeceğinize eminim. Ardından hiç yorum yapmadan yazıyı sonlandıracağım.
Sahi Akif’in kaç çocuğu vardı?
Mehmet Akif, “haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır” inancındaydı. Haksızlığa tahammül ettiği ve hele yaltaklanarak menfaat peşinde koştuğu görülmedi. Veteriner İşleri Müdür Yardımcısı görevini üstlendiği yıllarda Veteriner İşleri Müdürünün bir haksız karar ile azledilmesi üzerine kendisi de görevinden istifa etti.
Kendisine bu hareketinin sebebi sorulduğunda, başkasına yapılan haksızlığa tahammül etmesinin mümkün olmadığını söyledi. “Arkadaşıma yapılan haksızlık bana yapılmıştır” dedi ve 20 yıllık memuriyetine tereddütsüzce veda etti.
İşte Akif’in işsiz ve beş parasız kaldığı tam da bugünlerde yakın dostlarından Mithat Cemal Kuntay kendisini ziyarete gider. Gerisini ondan dinleyelim.
“Balkan Harbi başlarken, Akif Bey, tek geçim yolu olan resmi memuriyetinden istifa etti. Kirada oturduğu evine, bir cuma günü gittim. Beş çocuğundan başka, dört çocuk daha vardı.
— Bunlar kim? dedim, “Çocuklarım!” dedi. Sonra hakikati anlattı.
Âkif Baytar Mektebinde iken bir arkadaşıyla, “Kim önce ölürse, çocuklarına sağ kalan baksın!” diye sözleşirler. Arkadaşı vefat eder. Mehmet Akif verdiği söze bağlı kalarak anlaşma hükmünü yerine getirir ve onun çocuklarını yanına alır. Mithat Cemal devam ediyor; “Hâlbuki o zamanlar Akif Beyin beş parası yoktu; fakat beş çocuğu vardı!” 4’te arkadaşının çocukları etti mi 9. İşte Akif bu… Rahatlıkla çocuklarınıza, “Oğlum Akif gibi adam ol” diyebilirsiniz.
Etiketler: Mehmet Akif Ersoy