‘Savaşlar’ Kategorisi için Arşiv

MALAZGİRT ZAFERİNİN ÖNEMİ VE SONUÇLARI

Pazartesi, 28 Ocak 2008

MALAZGİRT ZAFERİNİN ÖNEMİ VE SONUÇLARI
Malazgirt Zaferi sonuçları itibarıyla hem Türk tarihi, hem de dünya tarihi bakımından çok büyük bir önem taşımaktadır. Malazgirt Zaferi sonucunda Anadolu’nun kapıları kesin olarak Türklere açılmış oluyordu. Böylece Anadolu’nun, Türklerin ebedî vatanı olması için en büyük adım atılmıştır. Zaferden sonra Anadolu’da irili ufaklı birçok Türk devleti kurulmuş, Türkiye Cumhuriyetine kadar uzanan Türkiye tarihi başlamıştır. Bu zaferle, Türklerin İslâm dünyasındaki prestiji ve liderliği daha da güçlenmiştir. Malazgirt Zaferi, Avrupa’da da derin izler bırakmıştır.

Bizans’ın yenilmesi üzerine kendilerini de tehlikede gören Hristiyan Avrupa, Türklere karşı ittifaklar oluşturmuşlardır. Haçlı ittifakı aslında bu zafere bir tepki olarak doğmuştur. Haçlı Seferleriyle Türk ilerleyişi durdurulmak istenmiştir . Malazgirt Zaferi ile Anadolu’nun kapıları ardına kadar açılmış idi. Böylece Anadolu’nun Türkleşmesi safhası başlamış ve kısa süre zarfında Türkler Anadolu’da çoğunluğu sağlamışlardır. Anadolu’nun çeşitli yerlerinde irili ufaklı Türk devletleri ortaya çıkmıştır.

MALAZGİRT SAVAŞI

Pazar, 27 Ocak 2008

MALAZGİRT SAVAŞI
İmparator Diogenes, Türklere son ve kesin bir darbe vurmak istiyordu. Bu sebeble 200 bin kişilik büyük bir ordu hazırladı. Bu ordu da Ermeni, Gürcü ve ücretli Frank, Norman, Rus kıt’alarının yanı sıra, Türk soyundan Uz ve Peçenek kuvvetleri de bulunmaktaydı. Nihayet Bizans ordusu doğuya doğru sefere çıktı. Bu sırada Alp Arslan, Mısır seferine çıkmıştı. Henüz Halep kuşatmasında bulunuyordu. Bizans ordusunun ilerleyişini duyunca süratle geri dönmeye karar verdi. Yaşlı ve yorgun askerlerini bırakarak emrindeki dinç kuvvetlerle Ahlat’a geldi. Birkaç kez barış teklif ettiyse de bunu Alparslan’ın korkusuna yorumlayan Romanos Diogenes, barışı reddetti. Artık savaş kaçınılmazdı.Devrin kaynaklarına göre Bizans’ın 200 binlik ordusuna karşı, Selçuklu kuvvetleri 50 bin kadardı. Bizans ordusundaki Peçenek ve Uz askerleri, karşılarındakinin Türk olduğunu görünce Selçuklu tarafına geçmişlerdi . İki ordu Malazgirt Ovası’nda mevzilendi. İslâm ülkelerinin her köşesinde, Alp Arslan’ın zafer kazanması için hutbe okunuyor, dua ediliyordu. Nihayet Alp Arslan ordusu ile cuma namazını kıldıktan sonra askerini oldukça etkileyen, coşkulu bir konuşma yaptı; şehit düşerse üstündeki beyaz elbisenin kefeni olduğunu, onunla gömülmesini vasiyet etti. Sonra eski Türk geleneğine uyarak atının kuyruğunu bağladı ve ordusunun başına geçti. (26 Ağustos 1071)Alp Arslan sayıca çok üstün olan Bizans kuvvetlerine karşı Türk savaş taktiği olan „Turan taktiği“ni başarıyla uyguladı. Askerlerin bir kısmı savaş alanının iki yanındaki tepelerde pusuya yattı. Diğer kuvvetler düşmana saldırdı ve kaçar gibi yaparak geri çekildiler (sahte ric’at). Türklerin bozguna uğradığını zanneden Bizans kuvvetleri disiplinsiz bir şekilde Selçuklu kuvvetlerini takibe başladı ve merkezden epey ayrıldılar.

Pusuya doğru çekilen Bizans ordusu, bu tuzağı geç fark etti. Geri çekilmeye çalıştıkları sırada Ermeniler ve yedek kuvvetler savaş alanından kaçtılar. Tam anlamıyla çembere alınan Bizans ordusu, akşama kadar süren Türk hücumlarıyla âdeta yok edildi. İmparator yaralı olarak ele geçirildi (26 Ağustos 1071).Alp Arslan, imparatorun umduğunun aksine, ona çok iyi muamele etti; saygı gösterdi. Aralarında yapılan anlaşmaya göre, imparator kurtuluş akçası (fidye) karşılığında serbest bırakılacaktı. Ayrıca Bizans’ın elindeki bütün Müslüman esirler salıverilecek ve Selçuklulara yıllık vergi ödenecekti.

Ancak Türk askerlerinin eşliğinde memleketine gönderilen Romanos Diogenes tahtından indirildi. Gözlerine mil çekilerek hapse atıldı. Yerine geçenler bu anlaşmayı tanımadılar. Bunun üzerine Türk komutanlara Anado-lu’nun fethinin tamamlanması emri verildi.

MALAZGİRT SAVAŞI VE SONRASI

Pazar, 27 Ocak 2008

MALAZGİRT SAVAŞI VE SONRASI
Alp Arslan’ın Büyük Selçuklu tahtına geçmesiyle birlikte, Anadolu’ya yapılan akınlar tekrar hız kazanmıştır. Nitekim Alp Arslan 1064 yılında büyük bir orduyla Azerbaycan’a gelir. Gürcistan‘ı tamamen fetheder. Doğu Anadolu sınırlarındaki Bizans idaresini kabul etmiş bazı Gürcü ve Ermeni prensliklerini kendine bağlar. Devrin en güçlü surlarına sahip olduğu için fethedilemez denilen Ani Şehrini ele geçirir (Ağustos 1064).

Ayrıca Kars ve Van da Türkler tarafından alınır.1066 yılından itibaren Gümüştegin, Afşin, Emir Sanduk gibi ünlü Türk komutanları Anadolu’ya akınlar düzenler. Bu akınlarda Türk kuvvetleri Orta ve Güney Anadolu’yu baştan başa geçer ve birçok şehri ele geçirir.Bizans’ın Karşı Tedbirleri: Bu sırada Bizans iç karışıklıklar ve taht mücadeleleri ile karşı karşıya idi. Türk akınları karşısında âciz kalan Bizans, Anadolu’nun elden gitmekte olduğunu görüyordu . Bu kötü gidişe dur demek için dul imparatoriçe, Kayserili bir general olan Romanos Diogenes ile evlenmek zorunda kaldı. Böylece Romanos Diogenes (Roman Diyojen) Bizans’ın yeni imparatoru oldu (Ocak 1068). İmparator Anadolu’ya geçerek, Selçuklulara karşı büyük bir ordu hazırlamaya başladı. Daha önce de Anadolu’daki birçok Bizans kaleleri yenilenmiş ve ordunun ihtiyaçları için zahire ve mühimmat toplanmıştı .Nihayet imparator Anadolu’ya birbiri ardına iki sefer düzenledi. Ancak Emir Afşin başta olmak üzere diğer Selçuklu komutanları, bu kalabalık ordu seferdeyken, Ege kıyılarına kadar birçok akınlar yapmakta , Konya, Afyon, Denizli gibi şehirleri tahrip etmekteydiler.(1068-69) İmparator yaklaşan kış sebebiyle İstanbul’a geri dönmek zorunda kaldı.

İLK AKINLARIN ÖNEMİ

Pazar, 27 Ocak 2008

İLK AKINLARIN ÖNEMİ
Anadolu’ya yapılan bu ilk Türk akınları görünüşte kalabalık Türkmen kitleleri tarafından gerçekleştirilen, düzensiz ve yağmayı amaçlayan hareketlerdir. Halbuki bu gerçek değildir. Türkmen başbuğları komutasındaki Türkmen kuvvetleri, belirli bir plân çerçevesinde, disiplin içinde hareket etmişlerdir. Anadolu’nun içlerine kadar yapılan akınlarda, Bizans ordularının ikmal yolları üzerindeki şehirler hedef olarak seçilmiştir. Böylece bölgedeki Bizans savunma gücüne ağır darbeler vurulmuştur. Bu akınlar, daha sonra gerçekleşecek olan fetih ve yerleşme hareketlerine uygun bir zemin hazırlanması açısından oldukça önemlidir.

PASİNLER SAVAŞI

Pazar, 27 Ocak 2008

PASİNLER SAVAŞI
Bizans ve Gürcü kuvvetleri Pasinler çevresinde akınlarda bulunan Musa Yabgu’nun oğlu Hasan Bey komutasındaki Selçuklu birliklerini pusuya düşürdüler. Zap Suyu yöresindeki savaşta Hasan şehit oldu. (1047/8). Tuğrul Bey bu duruma çok üzüldü. Hasan’ın intikamını almak için İbrahim Yınal ve Kutalmış’ı görevlendirdi. İki komutan Erzurum’a doğru ilerlediler. Bizans, Gürcü ve Ermeniler’den oluşan düşmanı Pasinler Ovası’nda karşılayan Selçuklular büyük bir zafer kazandılar .

(1048). Gürcü Kralı Liparit esir alındı.Pasinler Savaşı düzenli Selçuklu ordularının Anadolu’da kazandığı ilk büyük savaş olması sebebiyle önemlidir. Daha önceki devrede mücadele vurkaç taktiği güden Türkmenler tarafından gerçekleştirilirken, bu savaşta Selçuklu hanedanına mensup kişilerin komutasındaki ordu kullanılmıştır. Nitekim Bizans yenilgiyi kabul ederek Selçuklu devletiyle barış anlaşması yapar. Bu barışa göre Bizans imparatoru, IX. yüzyılda yapılan ancak sonra yıkılan İstanbul’daki camiyi tamir etmeyi ve burada Tuğrul Bey adına hutbe okutmayı kabul eder. Ancak vergi vermeyi reddeder.Tuğrul Bey’in Anadolu Seferi: Vergi ödemeyi reddeden imparatorun Doğu Anadolu’ya ordu sevk etmesi üzerine Tuğrul Bey bizzat sefere çıkar (1054). Erciş, Bayburt, Kemah ve Erzincan ele geçirilir.

Malazgirt’i kuşatan Tuğrul Bey, kışın yaklaşması üzerine ordusunu geri çekerek, Rey‘e döner. Bu seferden sonra Anadolu’nun fethi için Çağrı Bey’in oğlu Yakutî görevlendirilir (1057). Yakutî Yakutî Sivas’ı alır ve Kayseri’ye kadar ilerler. Öte yandan Kars ve Ani kuşatılır. Dinar Bey’e bağlı birlikler de Malatya civarına inerler. Bu akınlar Alp Arslan zamanına kadar devam etmiştir.

Ben KAHRAMAN Degilim KAHRAMANLAR Öldü

Cuma, 18 Ocak 2008

Kahramanlar Öldü

6 Kasım 1951′de Amerika’nın Sesi Radyosu Haber Ekibi’nin Kore Türk Tugayı’na
geleceği öğrenilir. Radyonun amacı Türk Tugayı’nın en kahramanları ile birer
röportaj yaparak bu kahramanlar mangasını dünyaya tanıtmak, böylelikle
değişik bir habercilik örneği vermektedir.

Radyonun isteği üzerine bölüklere duyurulur. Kısa bir süre içinde her
bölüğün, en kahraman askerini seçip bildirmesi gerekmektedir. Organizasyon
görevi Yzb. N. Dündar Sayılan’a verilmiştir. Ne var ki Sayılan Yüzbaşı zor
durumdadır. Her bölükten aynı cevabı almaktadır:

- Hangi birini gönderelim?

Bir bölük komutanının telefonda söyledikleri ise şunlardır:

- Şu tepeyi al de alalım! İstersen saat tut. Fakat ne olursun bunu isteme.

Yüzbaşı Sayılan’ın ‘ Geç kalıyoruz. Hala kahramanını gönderemedin ‘ dediği
diğer bir bölük komutanı da şu cevabı verir:

- Tamam… Cepheyi bırakıp bütün bölüğümle geliyorum!

Bölük komutanlarının sitem ateşi altında kahramanların tespiti uzamakta,
Tugay Karargahı’ndan gelen ‘ Ne oldu? ‘ telefonları karşısında Yüzbaşı
Sayılan buram buram terlemektedir. Bölük komutanlarının hiçbiri bir askerini
diğerine tercih edememektedir.

Son telefon bizzat Tahsin Yazıcı Paşa’dan gelir:

- Evlatlarım hazır mı Yüzbaşım?

Yazıcı Paşa’nın üzülmesini hiç kimse istememektedir. Yüzbaşı Sayılan ‘Endişe
buyurmayınız komutanım ‘ der.

- Bütün gücümle hazırlamaya çalışıyorum.

Sonunda binbir güçlükle seçilen bir çavuş, iki onbaşı ve yedi er Yüzbaşı
Sayılan’ın karşısına dikilirler. Tıraş olmuşlar, yıkanmışlar, yeni elbise
giymişlerdir. Yüzbaşı onlara takılır: - Siz bu kadar yakışıklı mıydınız?

Yüzbaşı Sayılan hepsine görevlerini anlatır. Hiçbirisi aynı kelimeleri
tekrar etmeyecektir. Herkes ayrı bir şey söyleyecek sonunda ortaya tam bir
metin tek bir anlam çıkacaktır. Birkaç defa da deneme yapılır.

Bütün hazırlıklar tamamlandıktan sonra Tugay Karargahı’na hareket edilir.
Araç yolda arıza yaptığından biraz geç kalırlar. Tahsin Yazıcı Paşa
çimenlerin üzerine oturmuş, kahramanlar mangasını beklemektedir. Radyo
muhabirleri de karşısında sıralanmışlardır.

Yüzbaşı Sayılan, ilk konuşma görevini çavuşa vermiştir. O çavuş ki, Bölük
Komutanı ‘Ancak bir kahraman gidecek seçimi size bırakıyorum’ dediğinde
bütün parmaklar anında O’nu göstermiştir. Amerika’nın Sesi Radyosu’nda ilk
olarak işte böyle bir çavuş konuşacaktır.

Ses alma mandalı açılmıştır. Herkes merak ve dikkatle çavuşun konuşmasını
beklemektedir. Fakat kahraman çavuşun ağzından bir kelime çıkmamaktadır.
Yazıcı Paşa, Yüzbaşı Sayılan’a bakar bir ara. Yüzbaşı’nın yüzü kıpkırmızı
olur. Çavuşa sokulup:

- Konuş aslanım… der.

Çavuş sapsarı kesilmiştir. Dudakları titremektedir. Parmakları avucunda
kenetlenmiş ve konuşamamıştır, tabiri yerindeyse donmuştur artık.

Sıra diğerlerine verilir. En sonunda mikrofon Yazıcı Paşa’ya uzanır. Yazıcı
Paşa’nın konuşması bir cümleden ibarettir: - Mehmetçiğin konuştuğu yerde
komutanlar susar.

Konuşmalar bitmiştir. Radyo Ekibi cihazlarını toplarken Yüzbaşı Sayılan
Sıhhiye çadırına gider. Doktor ‘ Endişe etmeyin ‘ der:

- Çavuş kendine geldi.

Başı öne düşmüştür çavuşun. Komutanının yüzüne bakamamaktadır. Çocuk
görünüşlü, manalı, tertemiz bir yüzü vardır. Anlaşılan Anadolu
çocuğudur.Sayılan Yüzbaşı yanına yaklaşır: - Geçmiş olsun çavuşum… Senin
hiçbir şeyden korkmadığını bütün Tugay biliyor. Fakat neden mikrofonun
karşısında yıldın?

Hala ürkek bakışlarla komutanına bakar çavuş. O’nun yüzünde uzaklara dalmış
gibidir. Yutkunur. ‘ Komutanım ‘ der: - Ben, kahraman değilim…

Başını yere yıkar. İçini çekerek devam eder: - İlk mangam ilk hücumlarda
yarı yarıya eridi. İkinci mangamla yaptığım hücumlarda dört şehit üç yaralı
verdik. Ben yine sağ kalmıştım. Manganın komutanı olduğum için en önde
hücuma kalkarım. Bana kurşun değmedi. Kahramanlar şehit oldular komutanım!
Onlar beni korudular hep. Asıl kahraman onlarken ben mikrofon karşısında
‘kahramanım’ diye konuşamadım… Konuşamazdım kumandanım. Şimdi üçüncü
olarak yenilenen mangaya komuta ediyorum. Gözlerim hepsinin üzerinde.
Hepsini canımdan çok seviyorum. Onlara bir şey olacak diye korkuyorum. Sizi
yabancılara mahcup ettim. Beni affedin kumandanım. Asıl kahramanlar öldü.
Asıl kahramanlar şehit oldu. Onlar oradayken ben nasıl kahramanım diye
konuşabilirim kumandanım? Bu bana ağır gelir.

Kahramanlar mangasının komutanı ağlamaktadır. Sayılan Yüzbaşı eğilir,
alnından, ıslak yanaklarından öper Mehmetçiğin.

Mehmetçik komutanına ‘ Emredersiniz Komutanım! ‘ dediği anda kahramanlığın
tarifi değişir. Bu iki kelime ‘ ölmek var dönmek yok ‘ manasına gelir.

Kahramanlık, tadını, rengini şeklini Mehmetçikten almıştır. Kahramanlık
demek Mehmetçik demektir.

Sayılan Yüzbaşı, o günün kahramanlar mangasını çok aradı. ‘ Okursanız bana
yerlerinizi bildirin ‘ çağrısı ile yazılar yayımladı. Ses kayıtlarını ta
Amerika’da araştırdı. Ama hiçbirisi ‘ O kahramanlar bizdik ‘ diye ortaya
çıkmadı. Ne kadar isterdim kumandanlarının onları aradığından haberdar
olmalarını.

Kahramanlık Mehmetçiğin derisidir, dişidir, tırnağıdır, alnının çizgisidir.
Kahramanlık O’nun vücudunun ve ruhunun tabii bir parçasıdır. Bakışı
kahramanlıktır, yürüyüşü kahramanlıktır, türküsü kahramanlıktır Mehmetçiğin.

‘ Gerçek kahramanlar öldü. Ben yaşıyorum. Nasıl kendime kahraman derim? ‘
diyerek ağlayan Çavuş!

İnsanlığın yüreğinde damıtıldığı Mehmetçik! Asırlara hakim olmuş muazzam bir
kültür ve medeniyeti cümle cümle ifade edebilen büyük sanatkar!

Sen benim elle tutulan gözle görülen medeniyetimsin. Elle tutulmayan gözle
görülmeyen bütün abidelerimi de hissettiriyorsun.

Bu ülke her şeyini kaybetse de tek bir Mehmetçiği kalsa yine dizlerinin
üzerinde doğrulup kükrer. Kalkıp ileri atılır. Çünkü bütün mazimiz,
toprağımız, eserlerimiz, O’nun yüreğinde istif edilmiş, O’nun yüreğinde
yoğunlaştırılmış, atom küçüklüğünde atom gücünde oraya emanet edilmiştir.

Kahramanlar mangasının yiğit komutanı… Güzel Ordu’nun güzel neferi!
Zaferler abidesi evladımız. Karargaha gittiğiniz gün topluca çektirdiğiniz
resim, binbaşı iken emekli olan Sayılan Yüzbaşı’nın evinde, her zaman
oturduğu koltuğun tam karşısında duruyor. Sayılan Yüzbaşı resminize her
baktığında senin ıslak yanaklarından öptüğü o günü hatırlıyor. Sonra O’nun
da yanakları ıslanıyor. Kim olduğunuzu soranlara ‘ Kore Türk Tugayı’nın
Kahramanlar Mangası ‘ diyor. Ardından parmağı ile seni işaret edip ‘ Bu var
ya.bu..’ diyor: ‘ O başkaydı, bambaşkaydı. Manganın komutanıydı…’ Daha
başka bir şey söyleyemiyor. Koltuğuna çekilip uzaklara dalıyordu.

Şairin ( Nihal Atsız )dediği gibi:
Kahramanlık ne yalnız bir yükseliş demektir,
Ne de yıldızlar gibi parlayıp sönmemektir.
Ölmezliği düşünmek boşuna bir emektir
Kahramanlık saldırıp bir daha dönmemektir.

Sultan I. Murad’ın Kosova Duası

Cuma, 18 Ocak 2008

Sultan I. Murad’ın Kosova Duası
Sultan I. Murad’IN, Kosova Meydan Savaşı’da ölmeden birkaç dakika önce okuduğu dua (bugünün Türkçesiyle) :
Peygamberin yüzünün suyu, Kerbela’da akan kan, ayrılık gecesinden ağlayan göz, aşkının yolunda sürünen yüz, dertlilerin hazin gönlü ve canlara tesir eden yakarışları için! Lütfunu bizimle beraber kıl ve muhafazani bizden eksik etme Yarabbi!
Yarab! İslam ehline yardımcı ol, düşmanın elini bizden uzak tut! Günahımıza değil, candan ve gönülden gelen ahımıza bak!
Mücahidlerini telef ve bizi düşman oklarına hedef ettirme.
Vücutlarımızı mezardan sakla, İslam’ı tehlikelerden uzak tut. Bunca senedir ettiğimiz duaları ve din uğruna yaptığımız savaşları boşa çıkarma, adımı kahrın ile perişan, yüzümü halkın içinde siyah etme! İslam topraklarını ayaklar altında çiğnetme, utanç içindeki insanların yaşadığı bir yer haline getirme.
Yarabbi, bilirim ki İslam ehline lütufların çoktur, bu lütuflarını bu savaşta da göster. Din yolunda şehit olunacaksa beni et de ahirette mutlu bir yere ulaşayım.

Preveze Deniz Savaşı

Perşembe, 10 Ocak 2008

Preveze Deniz Savaşı

Türk tarihinin en büyük deniz savaşı (1538).

Kanunî Sultan Süleyman zamanında, Mohaç Zaferi’nden 12 yıl sonra kazanılan Preveze Deniz Savaşı, Türk ordusunun denizlerde de gücünün doruğuna ulaştığını kanıtlayan bir savaştır. Türk ordusu Mohaç’ta bütün birleşik Avrupa ordularını yendiği gibi, Türk donanması da birleşik Avrupa donanmasını Preveze’de yenilgiye uğratmıştır.

SAVAŞ HAZIRLIĞI

Akdeniz’in bir Türk gölü haline gelmesi Avrupa devletlerini telâşa düşürmüştü. Karl V çok büyük bir donanma hazırladı. Bütün Avrupa devletleri hazırlanan Haçlı donanmasına gemi ve askerle katıldı. Donanmanın başına da Venedikli kumandan Andrea Doria getirildi. Haçlı donanmasında 600 gemi, 3000 kadar top, 60000 asker vardı.

Türk donanması 122 parça gemiden oluşuyordu. Donanmaya kaptanı-derya (büyük amiral) Barbaros Hayrettin Paşa komuta ediyordu. Yanında oğlu Hasan Reis, sağ kanatta Salih Reis, sol kanatta Şeydi Ali Reis, yedekte Turgut Reis bulunuyordu. Türk donanması Haçlı donanmasından beş kat daha az olmasına karşılık manevra ve ateş üstünlüğü vardı.

İki donanma Yunan Denizi’nde, Preveze açıklarında karşılaştığı zaman amiral Andrea Doria, sayıca az olan Türk donanmasının hemen saldırıya geçeceğini aklına bile getirmedi. Çünkü orada Barbaros’un emrinde bulunan donanma Akdeniz’deki Türk donanmasının tamamı değildi. Onun bütün donanmayı biraraya getirdikten sonra savaşa girebileceğini düşündü. Ama yanılmıştı. Barbaros düşman donanmasını görür görmez saldırıya geçti.

Yarma ve çevirme hareketleriyle düşmanı şaşkına döndürerek birkaç saat içinde düşman donanmasının yarısından çoğunu top ateşiyle batırdı. Öteki yarısı gece karanlığından yararlanarak fenerlerini söndürüp kaçtı. Böylece Akdeniz’de Türk egemenliği perçinlenmiş ve Barbaros’un en büyük deniz komutanı olduğu bir kere daha kabul edilmişti.

Büyük zafer, o sırada seferde bulunan Kanunî’ye, Barbaros’un oğlu Hasan Reis tarafından müjdelendi ve savaşın ayrıntıları anlatıldı. Kanunî, bütün imparatorlukta şenlik yapılmasını emretti. Preveze Zaferi bugün de Türk denizcilik günü olarak kutlanır.